Düzce’de, Karadeniz Bölgesi’nin Efes’i olarak bilinen Prusias ad Hypium’da süren kazılar, bölgenin tarihini günyüzüne çıkarıyor.

Halk arasında “40 Basamaklar” adıyla da bilinen 100 metre uzunluğa, 74 metre genişliğe sahip antik tiyatronun yarım daire biçimindeki oturma alanı, aslan pençesi figürleriyle süslenmiş basamakları, kemerli geçitleri ve sahnesinin bir bölümü bugünlere kadar ulaştı. Bu yıl yaklaşık 2 ay önce, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Düzce Valiliği, Düzce Üniversitesi (DÜ) Arkeoloji Bölümü, Konuralp Müze Müdürlüğü ve Düzce Belediyesi’nin destekleriyle tiyatro bölümünde başlayan kazılar devam ediyor.

Kazılan bölgede bulunan orkestraya giden 15 metrelik koridor, oturma bölümleri ve seyirci girişlerinin mükemmel dizaynı ve özenle inşa edilmiş olması dikkat çekiyor. Kazı Başkanı ve Konuralp Müze Müdürü Züleyha Kartal Önemli, bu yılki kazılarla tiyatro bölümünün biraz daha belirgin hale geldiğini söyledi.

Bu yılki çalışmaları Batı Parados Girişi’nin önünde devam ettirdiklerini, burada tünel girişinin ön kısmını açtıklarını anlatan Önemli, buranın ziyaretçilerin tiyatroya giriş yaptığı kısım olduğunu, buraya sonradan inşa edilmiş bir yapılaşma bulunduğunu, onun üst kısmını temizleyip açtıklarını ve çalışmalarda orkestra alanına doğru ilerlediklerini bildirdi.

DÜ Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emre Okan da bölgenin o dönemlerde kentin en görkemli yapılarından biri konumunda olduğunu anlatarak, bu görkemin kentin inşa edildiği dönemdeki zenginliğin göstergesi olduğunu vurguladı. Tiyatronun kazılan bölümünün üzerinde, tiyatro yapıldıktan 150 yıl sonra yeni bir yapılaşma gördüklerini aktaran Okan, “Tiyatronun malzemelerinin, mimari parçaların da kullanıldığı duvarlar ortaya çıktı. Şu an duvarların bulunduğu yeri ortaya çıkardık, bu tabakaları izinleri ve belgelemelerinin ardından kaldırıldıktan sonra aşağıya doğru inmeye devam edeceğiz. Kazı ekibi özverili bir çalışma yaptı. Ekibimiz büyük bir iş başardı. Görkemli yapının bir kısmını ortaya çıkardılar.” dedi.

DÜ Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Bilir ise kentin, özellikle Roma Dönemi’nde en yüksek refah düzeyini yaşamış olduğunu düşündüklerini belirterek, “Bunu da o dönemde basılan sikkeler ve üzerindeki betimlemelerden anlıyoruz. Kent Melen Çayı’nın sulamış olduğu bereketli bir ovaya sahip, zaten kentin ismi de yine Melen Çayı’ndan gelmekte. Böylesine büyük bir kentte, böyle büyük bir tiyatronun olması hiç şaşırtıcı değil. Bu kent günümüzde İstanbul ve Ankara gibi iki metropol kentin ortasında bulunmakta. Dolayısıyla bu eşsiz konumu ile de hem arkeoloji hem de turizm açısından önemli.” diye konuştu.

Facebook Yorumları