Kent yaşamının ideal bir ‘kentlilik’ söz konusu olacak seviyede sosyolojik olarak da inşa edilebilmesi, kente yapılan pek çok yatırımdan daha önemli. Yollar değil, yolları kullananların o yollardaki yaşamı önemli. Parklar değil, o parkları kullananların o kentteki duyguları önemli. Doğal güzellikler değil, kent halkının o güzellikleri ne kadar benimsediği ve ne şekilde sahiplendiği önemli. Peki bir kentin mutluluğu ve ‘kentlileşmenin’ en önemli koşulu nedir? 100. sayımızın konuklarından Prof. Dr. Sayın Mete Tapan’a çok basit görünümlü en zor soruları sorduk.

Bir kentin mutlu bir kent olması için o hangi ‘yerel yönetim uygulamalarına’ sahip olması gerek?

‘Mutlu bir kent’ kavramını kuşkusuz son derece iddialı bir söylem olarak değerlendirmek gerekir düşüncesindeyim. Kişisel beklentilerin çok farklı olması nedeniyle, herkes için geçerli bir mutluluk ölçeğinden söz edilemez. Ancak kentlilerin kent yönetiminin paydaşı olmasıyla oluşması muhtemel bir mutluluğun arayışı, kanımca salt mutlu olmanın bir aracı değil demokrasinin de gereği olan bir olgunun yerine getirilebilme sistemidir. Kentlilerin, kentle ilgili alınan kararlardan sağlıklı bir biçimde haberdar olması, bu kararlar alınırken kent halkının talep, görüş, beklenti, ihtiyaç ve önceliklerinin öncelikli kriter olduğunun halka belirgin şekilde hissettirilmesi, çağdaş bir kentleşme ve kentlileşme için kaçınılmazdır. Kentlilerin yönetimin kendileri için var olduğuna inanabilmeleri, kent yönetiminin en önemli amaçlarından biri olmalıdır.

Bir belediye başkanı kendi kenti için en çok hangi konuları dert etmeli?

Kentin sorunları, yine kentin altyapısına, coğrafyasına, ekonomisine, kültürel zenginliğine, sosyolojisine göre ağırlık kazanır. Dolayısıyla bir başkan, yukarıda sıralanan alt amaçların ağırlık değerlerine göre, sorunların çözümlerine öncelik vermelidir. Örneğin İstanbul’da sorunların başında ‘kent içi ulaşım’ olduğunu kabul edersek, ağırlıklı olarak ulaşımla ilgili sorunların başkan tarafından da dert edinilmesi beklenmelidir. Kuşkusuz sorunların birbirleriyle de ilişkisi olduğunu, bu sorunların tek başlarına değil de ancak diğer alanlardaki sorularla beraber çözülebileceğini hatırlatmakta büyük yarar var.

Belediye başkanı adayı olsaydınız önce o kent hakkında neyi bilmek isterdiniz?

Belediye başkan adayının, aday olmadan önce başkanlığını yapacağı kent hakkında eksiksiz bilgi sahibi olması gerektiğini öncelikle belirtmek isterim. Başkan adayının başkanlığını üstleneceği kentte ‘o kentli’ olması, o kentte yaşamının büyük bir kısmını geçirmiş olması, o kentle ilgili anılara sahip olması gerekir. Dolayısı ile başkan adayının kentin sorunlarını yaşayan, onları dert edinmiş olan bir kişi olması gerekir. Adayın o kent hakkında öncelikli bilmesi gerekenin de yine o kentin sorunlarını kendisinin de yaşamış olması varsayımından hareketle, kendiliğinden ortaya çıkacağı düşüncesindeyim.

Başkan adayının başkanlığını üstleneceği kentte ‘o kentli’ olması, o kentte yaşamının büyük bir kısmını geçirmiş olması, o kentle ilgili anılara sahip olması gerekir. Dolayısı ile başkan adayının kentin sorunlarını yaşayan, onları dert edinmiş olan bir kişi olması gerekir.

Sizce bir kentin bütün geleceğini değiştirecek en değerli yatırım nedir? Hangi alanda olmalıdır?

Bir kentin bütün geleceğini değiştirecek olan yatırım kuşkusuz ki ‘insana yapılan yatırımdır’. Kentlilerin kültür ve eğitim düzeyi ne oranda yüksekse, o kentte yaşayanların mutluluğu da o oranda yüksek olur. İnsanların birbirlerine saygı göstermesi, kentli olmanın birinci koşuludur. Bu koşul da ancak eğitim ve kültürün yeterli düzeyde önemsenmesiyle gerçekleşir. Kuşkusuz bir kenti kent yapan, o kentin doğal ve kültürel varlıklarıdır. Bu varlıklara sahip çıkacak olanlar da ‘gerçek kentlilerdir’. Gerçek kentliler, bu varlıklara sahip çıkmanın bilincine sahip kişilerdir. Onlar bu varlıkları kentteki yaşamlarının vazgeçilmez ögeleri, değerleri olarak kabul eder. Sosyologlara göre bir kişinin veya bir topluluğun kentli olabilmesi için kırk yıl geçmiş olması gerekir. Kültür ve doğa varlıklarını koruyabilmek ve onları benimsemek için ayrıca kişinin o kentin ekonomisinde de pay almış olması gerekir. Maalesef büyük göç olgusuyla karşılaşan kentlerimizin durumu, yukarıda dile getirdiğim ‘olması gerekenlerle’ örtüşmemektedir. Dolayısıyla ülkemizde sağlıklı bir kentlileşmeden söz edemeyiz. Ülke nüfusunun kentlerde yığılması, sağlıklı bir kentlileşme yaşandığı anlamına gelmez ve hatta burada bir kentlileşmeden bahsedilemez. Özetle bir kentin bütün geleceğini değiştirecek olan en değerli yatırım, kentlileşme sürecini hızlandıracak unsurlara yapılacak olan yatırımdır.

Facebook Yorumları