Kendi halkı için her ülke güzeldir çünkü anıları oradadır.

Kendi halkı için her ülke güzeldir çünkü anıları oradadır. İnsanlar henüz bütün dünyayı kirletemediler. Anıların biriktiği, açgözlü bilinçsizlerin ulaşamadığı yerler hala çok. Tabii her güzel yere anılar ve güzellikler de birlikte gitmiyor. Geri kalmış toplumların aç  insanları, sadece karınlarını doyurmak ve hayatta kalmak güdüsü ile kentlere yığıldılar. Bilinçsiz bir şekilde ve Alzheimer hastalığına tutulmuş gibi sadece anı yaşıyorlar.

İstanbullu için, İstanbul yazarları için, tarihçiler için, Boğaz’da tur atan turistler için İstanbul güzel bir kenttir. İstanbul’da yaşayan içinse bir cehennem. Bilinçli ve duyarlı bir  mimar için dünyanın en çirkin gelişen, geçmişine acımayan bir kenttir. Bir kent plancısı için plansız büyüyen bir yerleşim kargaşasıdır. Kısaca birkaç tarihi kalıntı ile siluet ve topografyanın hediyesi Boğaz, Haliç, koy oluşumu dışında, dünyanın en çirkin kentlerinden biridir. Belki Karaçi ve Lagos gibi kentlerle karşılaştırırsanız, bizden kötüsü de var diyebilirsiniz.

Güzel Türkiye, Güzel İstanbul…

Bunlar birer slogan. Turizm propagandası için dünyanın  her köşesi güzeldir fakat bu turistik propaganda pratiği gerçekten güzel bir İstanbul isteyenlere bir sorumluluk yüklüyor. Geçmişten kalan imgelerle ve eskimiş sloganlarla İstanbul güzel olmuyor. Türkiye büyük, tarihi dipsiz kuyu gibi, insan eli az değmiş sayısız güzelliği var. İstanbul’un ve pek çok kentin bu güzellikte, bu imgelerde bir payı var. Türkiye’yi ve İstanbul’u sevenlerin, sevdiklerini korumaları gerek! Görünüşe göre bu devletin sorumluluğu ama Türkiye’de böyle olmadı. Sorumluluk hissedenlerden, bu günkü aşamada beklenen şey bir belgeleme etkinliğinin örgütlenmesi.

Tarihi doku ve kimliklerini neredeyse yitirmiş kentlerde kalan fiziksel varlığın en küçük  ayrıntılarının bile görsel (fotoğraf) ve teknik (mimari ve mühendislik rölövesi olarak) saptanması gerekir. Bunlar bir çok kent için mimarlık fakülteleri arşivlerinde vardır. Fakat bu birikimin saptanması ve belli bir yerde toplanması gerekir. Bunu üniversiteler ya da özel araştırma kurumları yapabilir. Bu olmadıkça geri kalanların da korunması için  bilimsel temel olmayacaktır. Aslında elbette bu belirttiğim durum, sanıldığından zor bir sorundur. Bu günkü idarelerin yapısında ve politikasında ne bir koruma endişesi ne düzenli bir bilimsel arşiv ne de sözü titizlikle dinlenen uzman var. Bizim kültürümüzde, ilgiye dayalı bir koruma bilinci yok. Duyarlı olanları dinleyen politikacı yok. Türkiye’nin giderek daha çirkin olmasının nedeni de bu fiziksel varlığın bilinçsiz yönetim ve bilinçsiz insanlarca her gün kemirilmesidir. Buna ses çıkarmayan ve eski sloganları yinelemeğe devam eden aydınların da sorumluluğu devletinki kadar büyüktür.

İnceleyin:  Cevat Bey Konağı Yok Olmaktan Kurtarılıyor

Kendimize soralım. Bizde Roma, Floransa, Venedik, Viyana, Salzburg, Heidelberg ya da Maastricht gibi bir kent var mı? Bu eski bir yokluk mu? Yeni bir yokluk mu? Hiçbir şey mi  yoktu? Yoksa olanları da mı yok ettik? Ya da tümü  çözümü daha da zor bir kültür yoksulluğu sorunu mu?

Facebook Yorumları