Doğal afetlerin doğallığı üzerine…

Avatar
Prof. Dr. Ruşen Keleş Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

1999 yılı büyük Marmara Depreminin üzerinden 15 yılı aşkın bir zaman geçti.
Her yıl, Ağustos ayının ortalarında, bu büyük yıkım olayının yol açtığı can ve
mal kayıplarının derin hüznünü tüm toplum yeniden yaşıyor. Aradan geçen
sürenin uzunluğuna karşın, bu tür yıkım olaylarının yeniden ve hiç değilse
benzer boyutlarda yaşanmaması için, toplum olarak üzerimize düşen
sorumluluğun gereğini yapıp yapmadığımız sorusuna, ne yazık ki olumlu yanıt
verebilecek durumda değiliz.

Deprem uzmanı bilim insanları, önümüzdeki o yıllardan daha uzun olmayan
süreler içinde, Marmara Denizi’nin altındaki fayların yeniden
hareketlenmesinin neredeyse kaçınılmaz olduğunu ısrarla vurguluyorlar.
Ülkemizin başka yörelerinde de, benzer risklerle ve hatta tehditlerle karşı
karşıya bulunduğumuz gerçeğinin altını önemle çizmekten geri kalmıyorlar.
Bu uyarıların ve 1999 depreminden öğrendiklerimizin ışığı altında atılması
gereken adımlar, gerçekte bilinmeyen şeyler değildir.

Başta deprem (yer sarsıntısı) olmak üzere, sel, toprak kayması ve benzeri
olayların “doğal afetler” olarak adlandırıldığını ve ülkemizin pek çok yöresinin
bu tür olaylarla karşılaşma olasılığının yüksek olduğunu da biliyoruz. Jeolojik,
jeomorfolojik, topografik ve benzeri, ekosistemin “doğal” özelliklerinden
kaynaklanan çok sayıda etmenin yaşanan olayları doğrudan doğruya
etkilediğine kimsenin kuşkusu yok. Bu nedenledir ki, doğal afetlerden önce,
afetlerin devamı süresince ve afetlerden sonra alınması gereken önlemlerin
ancak bir ölçüde etkili olabileceği genellikle kabul edilmektedir. Durumun
böyle olması, hiç kuşku yok ki, ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde kamu
yönetimlerinin doğal afetler karşısında sessiz ve hareketsiz kalmalarını hiçbir
Marmara Depremi’nin meydana geldiği tarihten bugüne değin, doğal afetlerle
savaşım konusunda, merkezi ve yerel yönetimler düzeyinde hiçbir şey yapılmadığını söylemek haksızlık olur. Yetki dağınıklığının bir ölçüde giderildiği açıktır. AFAD’ın kurulması bu gözlemin örneklerinden biridir.

İnceleyin:  "Mavi Kaşık" Ankara'nın Gıda Güvencesi

Uluslararası kuruluşlarla ilişkiler ve gönüllü kuruluşların doğal afet sürecinin
her aşamasında devreye sokulması, eşgüdüm karmaşasının bir ölçüde
giderilmiş olması küçümsenecek adımlar değildir. AFAD’ın, bir ölçüde
“zihniyet değişikliği” anlamına gelen, “kriz yönetimi” yerine “risk yönetimi”
yaklaşımının benimsenmesi kararı gerçekten önemlidir. Her iki yaklaşımdan
birbirlerini tamamlayıcı bir biçimde yararlanılmalıdır. Ne var ki, bu tür anlayış
değişikliklerinin söylem olmaktan çıkarılıp eyleme dönüştürülmesinin
yaşamsal önemi vardır.

Açık örneklerle anlatmak gerekirse, yüksek afet riski taşıyan yörelerde, toprak
kayması olasılığı yüksek yamaçlarda ve tepelerde çok yüksek yapılaşmaya
yalnız göz yummakla kalmayıp destek verilmesi; dere yataklarında yapı izni
verilerek yerleşmeler oluşturulması, bırakınız risk yönetimi yaklaşımını, salt
akılcılıkla bile bağdaştırılması kolay olmayan durumlardır. TOKİ’nin, birçok
kentimizde, doğal güzelliklerin tahribiyle sonuçlanan gökdelen uygulamaları,
Marmara Denizi çevresindeki illerimizde, 15 yıl önce yaşanan yıkımdan ders
almaksızın, göğe tırmanmakta birbirleriyle yarışa giren yapılara hoşgörü
gösterilmesi, Karadeniz kıyılarındaki illerimizden birçoğunda dere
yataklarındaki yerleşmelere izin verilmesi sonucunda yaşanan can ve mal
kayıpları, sayıları kolaylıkla artırılabilecek örnekler arasındadır.

Bu örnekler karşısında, ülkemizdeki doğal afetlerin doğallık özelliği gerçekten
sorgulanmaya açık duruma gelmektedir. Çünkü, karşılaştığımız afetlerden
birçoğunda, doğal etmenler kadar ve hatta zaman zaman onlardan da çok,
insan elinden çıkmış olan afetlerden söz edilebileceği rahatça söylenebilir.
Yapılması gereken, doğal afetler politikasıyla, kentleşme, yerleşme ve
yapılaşma politikaları arasında sıkı bir eşgüdümün kurulmamsıdır. Bu ise,
üzere önleyici ve risk azaltıcı önlemler alınırken, imar, planlama ve kentleşme
disiplinlerinin kurallarından kesinlikle uzaklaşmamaktır. Aksi halde, yazının
başlığında da anlatmaya çalıştığım gibi, karşılaştığımız afetlerin doğru adı,
doğal afet değil, insan elinden çıkmış afet olacaktır.

Facebook Yorumları