Ana SayfaSöyleşiAkademisyenlerProf. Dr. Zekai Görgülü'nün ardından...

Prof. Dr. Zekai Görgülü’nün ardından…

Prof. Dr. Zekai Görgülü’nün ardından… 

KENTSEL DÖNÜŞÜM NEDİR NE DEĞİLDİR?

Hepimizin bildiği gibi kentler insanlık tarihi kadar eski. Süreç içersinde kentlerin dönüşümleri adına çok temel iki kırılma noktası görüyoruz. Bunlardan birincisi sanayi kentine, bir başka deyişle modern kente geçiş süreci ki bu süreç halen devam ediyor. “Kent” dediğimiz betimlemesi ile bu dönemin ardından karşılaşıyoruz. Kente kırsaldan büyük çaplı göçlerin olduğu, çok büyük toplu üretimlerin yapıldığı, büyük gelişmelerin yaşandığı bu dönemi gelişmiş batı ülkeleri ve Amerika kentleşmeye neden olan faktörleri, ortaya çıkan iş gücüne dayalı nüfus hareketini doğru yönetebildi ve bu süreci planla çözebildi. Ama bizim gibi gelişmekte olan veya az gelişmiş 3. dünya ülkelerinde bu doğru yönetilen bir süreç olamadı. Göçen kesime hep sanayi adına yedek iş gücü olarak bakılması, sendika örgütlemelerini kırma çabaları, daha ucuz iş gücü sağlama çabaları ve son olarak da plana inanmayan yönetimlerin varlığı kentlerin planlı gelişimini engelledi.

Son 20-25 yıla baktığımız zaman, bilgi teknolojilerine geçişle birlikte iletişim çağı başladı ve kentler bu bilgi ve teknolojinin toplandığı alanlar haline geldi. İletişim teknolojilerinin getirdiği olanaklarla çok kolay ulaşabilme, yan yana gelebilme, insanların, kentlerin, yerleşimlerin birbirine çok kolay değebilmesi süreci başladı. Sanayileşmenin o bizim bildiğimiz kentleri pazar olarak kabul eden ve onlara büyük ölçekli mal üretimi yapan hali giderek değişmeye başladı. Sanayi sektörü giderek ağırlığını kaybetti, hizmetler dediğimiz bankacılık, finans, sigortacılık gibi sektörler ön plana çıktı. Gelişmiş ülkeler sanayilerini iş gücünün ucuz olduğu, yer seçiminde müthiş bir serbestlik yaşadıkları az gelişmiş ülkelere kaydırdılar. Çin ve Hindistan örnekleri bugün ortada.
Sanayiler giderek küçülmeye, esneklik kazanmaya ve parçalanmaya başladılar. İşgücüne bağımlılık, hammadde kaynaklarına yakın olma gibi zorunluluklar ortadan kalktı. Bilgi, iletişim ve ulaşım gibi teknolojilerin gelişmesiyle kaynağa bağlı olmadan, istenilen yer ve ölçekte sanayinin kurulması ve buradan de istenilen her noktaya pazarlanabilmesi büyük önem kazandı. İkinci kırılma noktası da işte tam burası.

Kentlerde bugün gelinen nokta şu:
Kentlerde sanayinin boşalttığı yerlerde bir çökme başladı. Ekonomik mekanda, sosyal ve kültürel mekanlarda çöküş yaşanıyor.
Sanayinin geldiği kentlerde ise, sanayi devriminin ilk dönemlerini hatırlatan bir hareketlilik yaşanıyor.
Ancak her iki durum da kentsel yerleşimlere zarar veriyor ve bu sorunun çözülmesi gerekiyor.

Küreselleşmenin ideolojik anlayışıyla birlikte merkezi yönetimlere yeni roller verildi. Devletin eskisi gibi üretimin ve ekonominin içinde olması yerine, kaynak yaratan, bilgi verdiren, denetleyen, yönlendiren ve planlayan bir kimliğe bürünme süreci yaşanıyor. Bu yeni rol nedeniyle devletler “sosyal devlet olma” rollerinden giderek vazgeçiyorlar. Dolayısıyla kentlere olan destek ve yardımlarını da azaltıyorlar.
Bu durumda kentler bir anlamda kaderlerine terk ediliyorsa, bizim gibi ülkelerde devlet, sosyal devlet rolünü oynamaktan çok erken çekiliyorsa kentlerin o zaman kendi çözümlerini araması gerekiyor. Gelinen süreçte, kendi çözümlerini gerçekleştirebilmek için merkezlerinden para alamayan ve uluslararası sermayeyi kullanmak zorunda olan tüm dünya kentleri, sermaye birikimlerini kendilerine çekebilmek adına büyük ve zorlu bir yarışma içine girdiler. İşte “Kentsel Dönüşüm Projeleri” bu sürecin sonucu olarak ortaya çıktı.

Tabii bu noktada şunun da altı çizilmeli; küreselleşmenin kendi iç akılcılığı içinde batı ülke ve kentleri, bu ideoloji bağlamında tanımladıkları rolleri oldukça doğru oynuyorlar. Ama bu söylemin sahibi ülkeler, bizim gibi ülkelerin bunu becermesine çok da izin vermiyorlar.

Kentsel Dönüşüm denilen sürecin 2 önemli amacı var:
1- Kent ekonomisini sürdürmek
2- İstihdam yaratmak

Batı kentleri bu iki temel faktöre bağlanarak ayrıca kültür, turizm ve onun gereksindiği ticaret fonksiyonlarına yönelik olarak kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmeye başladılar.
Kentsel Dönüşüm Projeleri için seçilen yerleri de şöyle tanımlamak mümkün,
1- Şehrin köhnemiş, çözülme sürecinden geçmiş eski dokuları,
2- Sanayinin terk ettiği, şimdi endüstri mirası olarak adlandırılan eski sanayi alanları,
3- Kamunun kullanımına genellikle kapalı olan kıyı, antrepo, depo ve liman gibi bölgeleri.

Kentsel Dönüşüm Projelerinin temel amacı; kentlerin eskimiş, köhnemiş, kullanılmayan alanlarının, uluslararası bir yarışma ortamında, kent ekonomisini güçlendirmek, kente istihdam yaratmak için hayata geçirilmesidir. Bu amacın temel eksenleri de kültür, turizm ve ona dayalı ticarettir.

Kentsel Dönüşüm Projeleri ülke içindeki kente, bölge bütünü içinde bakıp, o kentin geleceği ile ilgili stratejileri doğru saptayıp, onların içindeki noktasal operasyonlardır aslında. Her projenin toplumun çok aktörlü yapısında yani yerel, sivil, özel, kamu dediğimiz çok aktörlü yapılarında tartışılmış, insan odaklı, bir strateji ve programı olan projeler olması gerekir.
Bu projelerin başarısı da, insanların günlük hayatlarında o projeyi kullanıp kullanmıyor olduklarıyla ölçülür. Biz ne yazık ki çok aktörlü yapıyı çok fazla kullanan bir ülke değiliz. Yerel yönetimlerin güçlenmesini söylem olarak kullansak da bunu uygulamıyoruz.

Belli yasalarda yerel yönetimleri ön plana çıkaran uygulamalar olsa da nihai kararlar genelde merkezi yönetimlere bırakılır bizde. Oysa yerel yönetimler çok aktörlü yapıyı devlete oranla daha rahat kullanabilir, paylaşma, ikna, açıklama, tartışma süreçlerini çok daha kolay organize edebileceklerdiBizde kentsel dönüşüm projelerine baktığınız zaman orada kullanıcıyı bulamazsınız. Kent adına STK’ları, meslek örgütlerini bulamazsınız. Ama belediye ve sermayeyi yani girişimciyi mutlaka bulursunuz. Kullanıcı varsa da mutlaka sınırlıdır. İnşaat sektörü her ülke ekonomisi için motor sektörlerden birisidir. Ama sürekliliği her zaman tartışılır. İş gücü adına da katma değer adına da istihdam adına da üretim gibi bir devamlılık yaratmaz. Bize gelen sermaya üretim adına gelen bir sermaye değil. Finans, konut gibi sektörleri öne çıkarıp kent topraklarını kullanan ve değerlendiren bir sermaye. Bu sermayelerin kullanıldığı projeler de kentsel dönüşüm projeleri olmuyor tabii ki.

Galata dediğimiz alan, kentsel dönüşüm adına içi bilimsel olarak ve pratikte Batı ülkelerinin yaşadığı deneyimlerden esinlenildiği takdirde çok iyi doldurulacak bir alan. Burası değerlendirilebilir ama şimdi planlandığı gibi olmaz. Haydarpaşa için de aynı şeyi söylemek mümkün.

Çok hoş bir girişimi var İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin. İstanbul Metropolitan Planlama Bürosu. Ama ne yazık ki bu bölümün senaryoları ile daha sonra ortaya konulan kentsel dönüşüm konuları arasında ne yoğunluk, ne yapılaşma, ne fonksiyon anlamında bir tutarlılık olmuyor.

Sonradan yasallaşan alanların yaşam koşullarını düzeltmek adına plan yaparsınız, para ayırırsınız, uygulamaya geçersiniz. Bu o alanların sağlıklılaştırılması, iyileştirilmesi ve kısmen de yenilenmesi için farklı bir planlama yöntemi ve anlayışıdır. Ama bu kentsel dönüşüm değildir.

Kentsel Dönüşüm Projelerine Anadolu’dan güzel örnekler vermek mümkün. Örneğin, Beypazarı ve Cumalıkızık gibi. Çok aktörlü yapıyı kullanarak yeni yoğunluklar vermeden, yapılarını düzelttiler, doku düzeldi, fonksiyonlar değişti ve kentlerin ekonomileri canlandı. Zaten Anadolu kentleri daha farklı ve olumlu bakıyorlar konuya. Oradaki üretim sahiplerinin çocukları okumuşlar, dünyayı tanımışlar. O tanımışlık onları yerel siyasette de etkili hale getirmiş. Sorunlarına daha akılcı yaklaşıyorlar.

Kentlerin bütünü artık bir dönüşüm mekanı olarak kabul ediliyor. Sektör hareketliliklerinden, yer seçimi kararlarından, üretim biçimi değişikliklerinden doğan
ülke-mekan organizasyonlarında da sürekli değişiklikler var. Bu nedenle kentsel dönüşüm anlamında planlamalar sadece İstanbul için değil tüm ülke ölçeğinde de yapılmalı tabii ve bunun adresi Devlet Planlama Teşkilatı.

Ben plancının ve mimarın yeni görevlerinin, baskı ve etki gücü oluşturabilmek için tartışma zeminleri, uzlaşma süreci yaratabilmek, yönlendirmek, ikna edebilmek, açıklayabilmek olduğunu düşünüyorum.

BENZER HABERLER

Yanıtla

Lütfen yorumunuzu yazınız
Adınızı giriniz

En popüler Haberler

Son Yorumlar

Abdullah ŞENER on Kent yazıncısı olmak
Abdullah sahlebci on Origami ile kağıttan mucizeler