Kuşku duymadığım bir şey varsa, o da on yıldan uzun bir süre önce yayın yaşamına büyük bir iyi niyetle başlamış olan ÖzelKalem Dergisi’nin başta gelen özleminin ‘Güzel Bir Türkiye’ olduğu gerçeğidir.

Güzel, temiz, bakımlı ve düzenli bir Türkiye, hiç kuşku yok ki sokakları, caddeleri, yolları her köşesi tertemiz olan, insanımızın yaşamaktan sonsuz bir zevk aldığı bir Türkiye’dir.

Kentlerimizin ve kasabalarımızın yönetilmesi görevi kendilerine bırakılmış olan belediyecilerimizin bu uğurda ellerinden gelen çabayı harcamaktan çekinmeyecekleri açıktır. Dergimizde yayımlanan yazılarda, yapılan söyleşilerde, gezip gördüğümüz yerlerde gözümüze çarpanlar bu konudaki iyimserliğimizi çoğu kez artıran örneklerle doludur.

Çağdaş batı ülkelerinin kentlerini ve kırsal yörelerini gezme fırsatı buluyoruz. Doğanın, kültürün ve tarihin onlara bahşetmiş olduğu değerlerin ne denli iyi korunmuş olduğuna yakından tanık oluyor ve ülkemizle yaptığımız karşılaştırmalardan ister istemez ferahlık duyamıyoruz. Bu olumsuz durumun sorumluluğunu toplumun tek bir kesimine yüklemek haksızlık olur.

Kent ve çevre kirliliğine ilişkin sorunların büyük boyutlara varmasında kaynak sıkıntılarının önemli bir payı olduğunu yadsımaya olanak yok elbette. Ancak unutmamalıyız ki sorumluluk ve bu olumsuzluk salt kaynak yetersizliğine yüklenemez. Kentlilik bilinci ve çevre duyarlılığı ancak eğitimle ve kültürle yoğrulmalıdır. Türkiye’yi daha da güzelleştirebilecek davranış kalıplarını, yeterince geliştirebildiğimiz söylenemez. Kentte yaşamakta olduğu halde henüz kentlileşememiş kitlelerle Türkiye nasıl güzelleştirebilir?

Bu önemli eksiğimizi, yalnız yerel yönetimlerde görev almış olanlarda değil, yönetim sisteminin bütün basamaklarında görev yapanlarda, sivil örgütlenmelerde, kimi meslek kuruluşlarının, bir bölüm medyanın, üniversitelerin duyarsızlıklarında ve daha da önemlisi halkın kendisinde de açıkça görüyoruz. Çevre Yasası’nda yapılan son değişiklikler arasında gündeme gelen hatta uygulanmasına da yavaş yavaş başlandı.  ‘Radyo ve TV kanallarında haftanın belli saatlerinde çevre için eğitici programlar yayımlama zorunluluğu’, bu eksiğimizi gidermek için yeterli değildir. Her türlü örgün ve yaygın eğitim araçlarından yoğun bir biçimde yararlanmayı gündemimize almalıyız. Bir kentte taşınmaz mal edinme hatta kimi görev yerlerini de ‘rant’ yaratmanın ve rantın paylaşımdan pay almanın bir aracı olarak görme alışkanlığına gerçek anlamda kenttaş ve yurttaş olmakla son verilebilir.

İnceleyin:  İşveren ve İş Arayanı Buluşturan Proje:Kariyer Merkezi

Uluslararası hukuk belgelerindeki yerini koruyan ‘halk katılımı’, halkın hangi süreçlere, nasıl ve hangi amaçlarla katıldığı gibi sorularla yakından ilgilidir. Bu süreçlerdeki değişiklikleri kuşkusuz küreselleşme olgusunun olumsuz rüzgarları da derinden etkilemektedir.

‘Güzel Türkiye’ için daha çok adım atılmalı

Üzerinde durulmasında yarar olabilecek bir nokta da kentlerimizin ve çevremizin sahip olduğu değerlerin gereğince korunması gibi konuların, ülkenin genel anlamdaki ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal sorunlarından kopuk ve bağımsız olarak ele alınamayacağı gerçeğidir. ‘Güzel Türkiye’ için atılacak bütün adımların bir bütünsellik anlayışı içinde değerlendirilmesi şarttır. Güzel Türkiye’yi atalarımızdan mirası olarak değil, gelecek kuşaklardan ödünç olarak aldığımızı aklımızdan çıkarmamak zorundayız. Özelkalem Dergisi’nin ve E’pr Yerel Yönetim Ajansı’nın bu alandaki yorulmaz çabalarını takdirle karşılıyorum

Facebook Yorumları