‘Güzel bir Türkiye’ hayal mi? Bence değil. Türkiye, coğrafi konumu, doğal yapısı ve tarihsel zenginlikleriyle zaten güzel. Çoğu kez onu bizler çirkinleştiriyoruz. Suyu, havayı, çevreyi, yeşili, tarihsel varlıkları, kent dokusunu, kent kimliğini yok eden bizleriz. Bunun en çarpıcı örneği İstanbul’dur.

Doğan Hasol
Doğan Hasol

Dünyayı tanıyanların dile getirdikleri bir gerçek var: İstanbul, dünyanın en güzel şehri. Ne var ki planlamaya önem vermeyerek onu çarpık ve yaşanmaz hale getirenler, hiç kuşkusuz bilim dışı kararların sahipleri ve bu duruma sessiz kalan kentlilerdir.

Tutarlı, sağlıklı, mutluluk veren bir çevrede yaşamak, insan hakkıdır. ‘Kötü mekânda iyi insan yetişmez’ deyişini sık kullanırım. Bu deyiş abartılı sayılabilir ama yanlış olmadığına eminim. İnsanlar, mimari mekânlarda yaşarlar. Caddeler, sokaklar, meydanlar, parklar, okullar, evler… Bunların hepsi, mimari ortamlardır. Bu mekânların insanların gelişmesinde eğitici ve belirleyici etkileri vardır. O nedenle toplumun iyi mimarlığı talep etmesi gerekiyor. Tabii bu durum kentliler için olduğu kadar ülkeyi ve kentleri yönetenler için de geçerli. Ancak siyasetçilerimizin ciddi bir kusuru var. Her şeyi bildikleri varsayımıyla uzmanlarla işbirliği yapmayı da konuları kentlilerle paylaşmayı da göz ardı ediyorlar.

Gelişmiş ülkelerin yazılı mimarlık politikaları ya da mimarlık yasaları vardır. Bizim ne yazık ki ne politikamız ne de tutarlı bir mimarlık yasamız var. Fransız Mimarlık Yasası’nın ‘Mimarlık kültürün bir ifadesidir’ diye başlaması rastlantı değildir. İyi mimarlık, toplumun mutluluğu için olduğu kadar ülkenin ileriye dönük kültürel birikimi için de önemlidir. Bugün ülkemizde geçmişte üretilmiş mimarlık değerleriyle –gerektiği gibi korumasak da- övünüyoruz. Peki, geleceğe miras olarak bırakacağımız iyi mimarlık örnekleri için toplum ya da kamu kesimi olarak bilinçli bir çabamız var mı? Olmadığı kesin.

Mimarlık ve Kentsel Tasarım, ilgili pek çok kişinin ya da kuruluşun katılımıyla üretilen sanatlardır. İyi mimarlık için yalnızca mimarın iyi olması yetmez. Yatırımcının ve işverenin yanı sıra kentlilerin de çevrelerine sahip çıkmaları, iyi mimari çevreler yaratılmasını istemeleri gerekir. Ne var ki burada toplumun bilgisi, görgü ve beğeni düzeyi çok önemli; ülke ve kent yöneticilerininki de… Bu olgu, bir eğitim sorunudur ama akla, düşünmeye, sorgulamaya, bilime dayalı bir eğitim…

İnceleyin:  Meram " Sağlıklı Hayat Merkezi’Kavuşturan Proje Protokolu İmzalandı

Çevre Hakkı

Bütün bunları insanları mutlu edecek mimari, fiziksel çevreler için söylüyoruz. “Çevre hakkı” olarak söylediklerimiz gerekli koşullardır ancak yeterli değildir. Ülkelerin refah düzeyini belirleyen, uluslararası araştırmalarda da ele alınan ölçütlere göre, insani gelişmeler, refah düzeyi, eğitim, sağlık, güvenlik, özgürlük konuları gibi çağdaş değerler de çok önemli. Ülkelerin yaşam kalitesi bu ölçütlerle belirleniyor. Sorabiliriz, ülkemiz insanı huzurlu ve mutlu mu?

Konumuzu biraz daha genişleterek şunları ekleyebiliriz; çevre bir insan hakkıdır. Kentlerin havasının, suyunun, toprağının, yeşilinin yanı sıra bütün canlılarını, ekolojik dengesini, doğal sitlerini korumak gerekir. Buna kentlerin tarihsel dokusunun, arkeolojik ve kültürel değerlerinin korunması da eklenmeli. Bunlar yapılırken de yerel yönetimler güzel bir ülke hedefiyle topluma en azından iyi mimarlık örnekleri oluşturacak özendirici kent parçaları sunmalı. Bu bakımdan Özelkalem Dergisi’nin, bilinç uyandıracak girişimini desteklemek gerekiyor.

Facebook Yorumları