Prof. Dr. Cevat Geray
Prof. Dr. Cevat Geray

İşlerin yerinden, halkın katılım ve denetimiyle yürütülmesi, özekçilikten (merkeziyetçilik) uzaklaşılması, yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi anlamındaki özeksizleştirim son çeyrek yüzyılda giderek yaygınlaştırılmak istenmektedir.

Bütün bu eğilimler, “yerelleşme” adı altında küreselleşmenin, daha doğrusu neo-liberal düzenin amaçlarına yarayan bir araç durumuna indirgenerek çarpıtılmaktadır.

Kent Konseyleri, daha doğrusu halkın kent yönetimine katılımına dönük yapılanma konusu, yeni belediye yasası ile yasal bir dayanak kazanmıştır. Konu, son on-onbeş yıllık dönemde, yerel yönetimlerimizin, yerel yöneticilerimizin, akademik çevrelerin, Siyasal Partilerden biri de “kent parlamentoları”ndan, bir öbürü “şehir meclisin’den söz ediyordu.

Kent Konseyleri, temsili demokrasinin eksik yanlarını geliştirmek amacıyla gündeme gelen katılımcı demokrasi arayışlarının bir ürünüdür. Bu açıdan bakınca; kent konseylerinin kuruluşu, çalışmaları ve kararların belediye meclisinde değerlendirilmesi, belediye hizmetlerine kenttaşların gönüllü katılımı, uzmanlık kurullarına katılım konuları önem kazanmaktadır. Kenttaşların örgütlü biçimde yönetime katılımı ya da onların organlarda, karar süreçlerinde temsili açısından konseyin kimlerden oluştuğu sorunu yanında konseyin çalışmalarında katılım ve yöntem koşulları, belediye meclisinde konseyin görüşlerinin değerlendirilmesi de önemlidir. Belediye hizmetlerine kenttaşların gönüllü katılışı, katkıda bulunması,  yükümlülüklerin gönüllülere devredilmesine ilişkin yasa maddeleri de incelemeye değer kanısındayım. Bu nedenle, kent konseyleri konusunu tek başına ele almak yanlıştır. Yeni yasanın bu konuda öngördüklerini önce gözden geçirmek istiyorum. 

Belediye yasasının Kent Konseylerine  ilişkin 76. maddesine göre: Kent konseyi, kent yaşamında; kente ilişkin uzak görüşlülüğün ve kenttaştık bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışacaktır. Yukarıda belirtilen kavram ve terimler, gerçekte post-modernist ve küreselleşmeci söylemler bağlamında geri kalmış ülkelere ulus-üstü kuruluşlarca dayatılan yeni yönetim ilke ve kavramları yansıtmaktadır. Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması bağlamında hazırlanan ve kimisi yasalaşan bu düzenlemelerde de yönetişim teriminin özünde gizlenen özelleştirme ve yeni yönetim ilkeleri egemen olmuştur. Oysa yönetim biliminde bunlar daha etkin, daha katılımcı, daha demokratik yönetim anlayışı olarak geliştirilmiş kavramlardır.

İşlerin yerinden, halkın katılım ve denetimiyle yürütülmesi, özekçilikten (merkeziyetçilik) uzaklaşılması, yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi anlamındaki özeksizleştirim son çeyrek yüzyılda giderek yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bütün bu eğilimler, “yerelleşme” adı altında küreselleşmenin, daha doğrusu neo-liberal düzenin amaçlarına yarayan bir araç durumuna indirgenerek çarpıtılmaktadır. Küreselleşmenin yeni yönetim anlayışının temel niteliği, özel kesim kuruluşlarının kamunun kararlarına ortak edilmesidir. Bugüne değin belediyelerin kamu hizmeti olarak gerçekleştirdiği işlerin özele devredilmesinde, kenttaşa, yurttaşa “müşteri” gözüyle bakılmasındadır. Küreselleşme sürecinin dayattığı devleti, özellikle devletin toplumsal ve ekonomik işlevler boyutunu küçültme politikasına koşut olarak, kamu yönetiminde toplam kalite yönetimi uygulamasına gidilmesi  kamu yönetiminin kamusal özünün boşaltılması, kamu hak ve özgürlüklerinin kısılması sonucunu doğurma tehlikesini taşımaktadır.

Facebook Yorumları
İnceleyin:  Ekrem İmamoğlu İstanbul'un 27 ilçesinde sandıktan birinci çıktı