Ana SayfaÖzelkalem ArşivKent Konseylerinin Oluşumu

Kent Konseylerinin Oluşumu

Kent konseylerinin oluşumu.

Kent konseyleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, sendikalar, noterler, varsa üniversiteler, ilgili sivil toplum örgütleri, siyasal partiler, kamu kurum ve kuruluşları, mahalle muhtarlarının temsilcilerinin katılımıyla oluşacaktır. Burada, belediyelerin konsey çalışmalarının etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlaması öngörülmektedir. Büyükşehir kent konseyine ise, siyasi partilerden TBMM’de üyesi bulunanlar, baro ve diğer kurumların tamamının üst düzey birer temsilcisi katılır. 

Noterlerin kentlerle ne türden ilgili oldukları tartışılabilir. Baroların Büyükşehirlerde belirtilip, Büyükşehir statüsünde olmayan illerde belirtilmeyişi ilgi çekicidir. Kooperatifler kentsel alanda çalışan ekonomik demokrasinin beşiği olduğu bilinen gönüllü, dayanışma ve yardımlaşma kurumu olarak kamudan bağımsız, kamu-dışı örgütlerdir. “Sivil Toplum Örgütleri” (kısa adıyla, STK) kavramının ölçütleri ve kapsamı belirsizlikler taşıyan bir deyim. Bunlar, İngilizce Non Governmental Organizations sözcükleri, NGO kısa adı ile anılan örgütler anlamında  “hükümet dışı örgütler” olarak da nitelendirilmektedir. Nedense, yerel düzeyde kenttaşların gönüllü katılımıyla oluşturulan yerel ölçekte örgütlenmiş olan, güzelleştirme, geliştirme vb. dernekler, platformlar gibi Yerel Toplum Tabanlı Örgütlere (Community Based Organizations, kısa adıyla CBO)  yasal düzenlemelerde herhangi bir yollama yapılmış değildir. 

Yönetmeliğe göre kent konseyine, -sekizinci maddenin birinci şıkkı gereği- mahallin en büyük mülki idare amiri veya temsilcisi; belediyenin içinde bulunduğu seçim bölgesi veya bölgelerinin milletvekilleri; belediye başkanı veya temsilcisi; sayısı onu geçmemek üzere illerde valilerin, ilçelerde kaymakamların belirleyeceği kamu kurum/kuruluşlarının temsilcileri; meclis üye tam sayısının yüzde 30’unu geçmemek üzere, belediye meclisinin kendi üyeleri arasından seçeceği temsilcileri; meclis üye tam sayısının yüzde 30’unu geçmemek üzere, il genel meclisinin kendi üyeleri arasından seçeceği temsilcileri; belediye başkanının çağrısı üzerine toplanan muhtarların, kendi aralarından seçecekleri en fazla 10 temsilci; beldede teşkilatını kurmuş olan siyasal partilerin temsilcileri; varsa üniversitelerden birer temsilci; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları; sendikalar, noterler, baro, kooperatifler, birlikler, konuyla ilgili dernek ve vakıf temsilcileri ve  kent konseyince kurulan meclis ve çalışma gruplarının birer temsilcisi katılır. 

Dikkat edilecek olursa, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri yasada belirtilmemesine karşın yönetmelikle sayıları onu geçmemek koşuluyla konseye üye olmalarının öngörülmesi kamunun konseydeki ağırlığını arttırır niteliktedir. Bunların sayısını sınırlamadan gözlemci olarak katılmaları daha uygundur.

Belediye ve İl Genel Meclisinin yüzde otuzu oranındaki temsilcilerinin katılması da konsey ile belediye ve il özel idarelerinin ilişkisi açısından yararlı olabilir. Keza o bölgenin milletvekillerinin konseye katılmasının, özeksel yönetimle ilişki kurulması ve desteğinin sağlanması açısından yararı açıktır.

O beldede örgütlenmiş bulunan siyasal partilerin konseye temsilci göndermeleri yararlı olacaktır. Ancak anakent belediyelerinde yalnızca TBMM’de grubu bulunan partilerin temsil edilmemesine ilişkin yönetmelik kuralı partilerin katılımını çok sınırlamaktadır. Bu durumda, belediye ve genel meclislerde temsil edilen fakat TBMM’de temsil edilmeyen partilerin de kent konseyine üye gönderememesi katılımı sınırlayıcıdır. Ayrıca, kent ve yörenin sorunlarıyla ilgili öbür partilerin de temsilinin sağlanması gerekirdi.

Ülkemizdeki uygulamada gözlemlenen bir gerçek olarak, STK’ların genellikle gönüllü katılımlara dayalı, kamudan ve uluslararası kuruluşlardan bağımsız, onların yan kuruluşu niteliğinde olmayan, kamu yönetiminden para ve başka destek istemeyen, almayan, gönüllü ve özerk kuruluşlar olmadıkları açıktır. Kent meclisine temsilcisinin katılacağı kuruluşların, gerçekten kamudan bağımsız, devletten ya da yerel yönetimlerden maddi destek almayan, yabancı kuruluşların temsilcisi ve işbirlikçisi durumunda olmayan, demokratik gönüllü yurttaş ya da kenttaş girişimi niteliğindeki hükümet dışı sivil toplu örgütlerinin katılması sağlanmalıdır. 

Biraz da kent konseylerinin amaç ve görevlerinden söz edelim

Yönetmeliğin dördüncü maddesinin birinci şıkkında, bu konu, merkezi yönetimin, yerel yönetimin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sivil toplumun ortaklık anlayışıyla, kenttaşlık (hemsehrilik) hukuku çerçevesinde buluştuğu; kentin kalkınma önceliklerinin, sorunlarının, vizyonlarının, sürdürülebilir kalkınma ilkeleri temelinde belirlendiği, tartışıldığı, çözümlerin geliştirildiği, ortak aklın, uzlaşmanın esas olduğu demokratik yapılar, yönetişim düzenekleri şeklinde tanımlanıyor. 

Kent konseyinin görevleri aynı yönetmelikte şöyle sıralanmıştır [MADDE 6 – (1)]: 

a) Yerel düzeyde demokratik katılımın yaygınlaştırılmasını, hemsehrilik hukuku ve ortak yasam bilincinin geliştirilmesini, çok ortaklı ve çok aktörlü yönetisim anlayışının benimsenmesini sağlamak,

b) Sürdürülebilir gelişme sorunlarının çözümüne yönelik uzun dönemli bir planın hazırlanması ve uygulanmasını sağlamak,

c) Kente ilişkin temel stratejiler ve faaliyet planlarının belirlenmesinde, uygulama ve izleme süreçlerinde tüm kenti kapsayan ortak bir aklın oluşturmasına katkıda bulunmak,

ç) Yerellik ilkesi çerçevesinde katılımcılığı, demokrasiyi ve uzlaşma kültürünü geliştirmek,

d) Kentin kimliğine ilişkin tarihi, kültürel, doğal ve benzeri değerlere sahip çıkmak ve geliştirmek, 

e) Kent kaynaklarının etkili, verimli ve adil kullanımına katkıda bulunmak, 

f) Sürdürülebilir kalkınma anlayışına dayali kentin yasam kalitesini geliştiren, çevreye duyarlı ve yoksulluğu giderici programları desteklemek,

g) Sivil toplumun gelişmesine ve kurumsallaşmasına katkıda bulunmak,

g) Çocukların, gençlerin, kadınların ve engellilerin toplumsal yaşamdaki etkinliklerini arttırmak ve yerel karar alma düzeneklerinde (mekanizmalarında) etkini rol almalarını sağlamak,

h) Kent yönetiminde saydamlık, katılım, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik ilkelerinin uygulanmasına katkıda bulunmak,

i) Kent konseyinde oluşturulan görüşlerin değerlendirilmek üzere ilgili belediyeye gönderilmesini sağlamaktır.

Kent konseyi kararlarının belediye meclisince değerlendirilmesi ve yaşama geçirilmesi konusu üsedinde durulması gerekli önemli bir konudur. Bu meclislerin kararları danışma niteliğindedir. Konseyin  kararlarını  belediye meclisinde serbestçe açıklamaları, savunmaları, hatta oylamaya katılmaları sağlanmadıkça kent konseylerini işlevsiz kılabileceği gibi üyelerin de katılma isteklerini zayıflatabilir. Kent konseyinde oluşturulan görüşlerin belediye meclisince değerlendirilmesi

Kent konseyinde oluşturulan görüşlerin belediye meclisince değerlendirilmesi konusunda da yasa konuyla ilgili düzenlemeyi yönetmeliğe bırakmıştır. Şöyle ki: “Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir. Kent konseyinin çalışma usûl ve esasları İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir”

Maddede kent konseyinde oluşturulan görüşlerin belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilmesi öngörülüyor. Bu değerlendirmede nasıl bir yöntem uygulanacağı, hangi ölçüt ve önceliklerin ele alınacağı, oylamada nasıl bir çoğunluk aranacağı, konsey sözcülerinin söz ve oy haklarının ne olduğu yasada belirtilmemiştir. Önerilerin geriye çevrilmesi durumunda nasıl bir yol izleneceği de açıklanmamıştır. Bunların kentli hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle yönetmelikle düzenlenemeyeceği kanısındaydım.

İçişleri Bakanlığınca hazırlanan “Kent Konseylerinin Çalışma Usûl ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin” bu görüşlerimize göre hazırlanması, yasanın öngörmediği bir düzenlenmeye gidilmemesi gerekirdi. Bu taslakta büyük değişiklikler yapılmaksızın 8 Ekim 2006 gün ve 26313 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe konulmuştur.

İşlerin yerinden, halkın katılım ve denetimiyle yürütülmesi, özerkçilikten (merkeziyetçilik) uzaklaşılması, yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi anlamındaki özerksizleştirim son çeyrek yüzyılda giderek yaygınlaştırılmak istenmektedir.

Bütün bu eğilimler, “yerelleşme” adı altında küreselleşmenin, daha doğrusu neo-liberal düzenin amaçlarına yarayan bir araç durumuna indirgenerek çarpıtılmaktadır.

Kent Konseyleri, daha doğrusu halkın kent yönetimine katılımına dönük yapılanma konusu, yeni belediye yasası ile yasal bir dayanak kazanmıştır. 

Konu, son on-onbeş yıllık dönemde, yerel yönetimlerimizin, yerel yöneticilerimizin, akademik çevrelerin, siyasal partilerden biri de “kent parlamentoları”ndan, bir öbürü “şehir meclisin’den söz ediyordu.

Kent Konseyleri, temsili demokrasinin eksik yanlarını geliştirmek amacıyla gündeme gelen katılımcı demokrasi arayışlarının bir ürünüdür. Bu açıdan bakınca; kent konseylerinin kuruluşu, çalışmaları ve kararların belediye meclisinde değerlendirilmesi, belediye hizmetlerine kenttaşların gönüllü katılımı, uzmanlık kurullarına katılım konuları önem kazanmaktadır. Kenttaşların örgütlü biçimde yönetime katılımı ya da onların organlarda, karar süreçlerinde temsili açısından konseyin kimlerden oluştuğu sorunu yanında konseyin çalışmalarında katılım ve yöntem koşulları, belediye meclisinde konseyin görüşlerinin değerlendirilmesi de önemlidir. Belediye hizmetlerine kenttaşların gönüllü katılışı, katkıda bulunması,  yükümlülüklerin gönüllülere devredilmesine ilişkin yasa maddeleri de incelemeye değer kanısındayım. Bu nedenle, kent konseyleri konusunu tek başına ele almak yanlıştır. Yeni yasanın bu konuda öngördüklerini önce gözden geçirmek istiyorum.

Belediye yasasının Kent Konseylerine  ilişkin 76. maddesine göre: Kent konseyi, kent yaşamında; kente ilişkin uzak görüşlülüğün ve kenttaştık bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, toplumsal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışacaktır. Yukarıda belirtilen kavram ve terimler, gerçekte post-modernist ve küreselleşmeci söylemler bağlamında geri kalmış ülkelere ulus-üstü kuruluşlarca dayatılan yeni yönetim ilke ve kavramları yansıtmaktadır. Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması bağlamında hazırlanan ve kimisi yasalaşan bu düzenlemelerde de yönetişim teriminin özünde gizlenen özelleştirme ve yeni yönetim ilkeleri egemen olmuştur. Oysa yönetim biliminde bunlar daha etkin, daha katılımcı, daha demokratik yönetim anlayışı olarak geliştirilmiş kavramlardır. 

İşlerin yerinden, halkın katılım ve denetimiyle yürütülmesi, özekçilikten (merkeziyetçilik) uzaklaşılması, yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi anlamındaki özeksizleştirim son çeyrek yüzyılda giderek yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bütün bu eğilimler, “yerelleşme” adı altında küreselleşmenin, daha doğrusu neo-liberal düzenin amaçlarına yarayan bir araç durumuna indirgenerek çarpıtılmaktadır. Küreselleşmenin yeni yönetim anlayışının temel niteliği, özel kesim kuruluşlarının kamunun kararlarına ortak edilmesidir. Bugüne değin belediyelerin kamu hizmeti olarak gerçekleştirdiği işlerin özele devredilmesinde, kenttaşa, yurttaşa “müşteri” gözüyle bakılmasındadır. Küreselleşme sürecinin dayattığı devleti, özellikle devletin toplumsal ve ekonomik işlevler boyutunu küçültme politikasına koşut olarak, kamu yönetiminde toplam kalite yönetimi uygulamasına gidilmesi  kamu yönetiminin kamusal özünün boşaltılması, kamu hak ve özgürlüklerinin kısılması sonucunu doğurma tehlikesini taşımaktadır.

BENZER HABERLER

Yanıtla

Lütfen yorumunuzu yazınız
Adınızı giriniz

En popüler Haberler

Son Yorumlar

Abdullah ŞENER on Kent yazıncısı olmak
Abdullah sahlebci on Origami ile kağıttan mucizeler