Prof. Dr. Ruşen Keleş

“Bir nesnenin, kent parçasının ya da kentin tümünün ne iken ne olduğunu, ne duruma geldiğini anlatmak için kullanılan bir terimdir kentsel dönüşüm.”

Değerli meslektaşımız Prof. Dr. Zekai Görgülü Dergimizin Aralık 2007 sayısında, “Kentsel Dönüşüm Nedir, Ne Değildir?” başlıklı bir yazı yayımladı. Daha önce de, aynı konuda yazdığı bir  (“Kentsel Dönüşüm Kentsel Rantın Yeni Adı Olmamalı“, Cumhuriyet, 21 Ekim 2005) yazısında duyduğu kaygının nedenlerini açıklığa kavuşturuyordu. Bilindiği gibi dönüşüm durağan değil, devingen bir durumu anlatmak üzere kullanılan bir sözcüktür.

Yani, bir nesnenin, kent parçasının ya da kentin tümünün ne iken ne olduğunu, ne duruma geldiğini anlatmak için kullanılan bir terimdir kentsel dönüşüm. Kent plancıları ve belediyeciler, kentsel dönüşüm terimini, kentin ötedenberi var olan kesimlerinin, yani tarihsel çekirdek, oturma alanları, gecekondu bölgeleri, merkezi iş alanları ve ekonomik ve toplumsal değerini yitirmiş çöküntü alanları gibi yerlerindeki ve bunların kentin öteki kesimleriyle ilişkilerindeki değişmeleri anlatmak üzere kullanıyorlar. Kentsel dönüşüm ülkemizde ilk kez gecekondu bölgelerinin altyapı ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi biçiminde 1950’li yılların başlarında kullanılmaya başlanmıştır. Önleme, tasfiye ve iyileştirme (islah) bütün gecekondu yasalarının değişmez amaçları arasında yer almıştır.

1966 yılında yürürlüğe giren ve günümüzde de yürürlükte bulunan 775 sayılı Gecekondu Yasası da, altyapı eksiklerini gidererek ve arsa sorunlarını çözmeye çalışarak gecekondu bölgelerini insanca yaşanabilen yerler yapmayı amaç olarak benimsemiştir. Bu temel politika yarım yüzyıl boyunca ayrıntılar dışında hiç değişmedi.  Devlet ve belediyeler belli  bir işbirliği anlayışı içinde ve ellerindeki kaynaklar oranında gecekondu alanlarını iyileştirmeye çalıştılar. Sonucun çok parlak olduğu söylenemez. Gecekondu sayısının sürekli olarak artması çözümü zorlaştırmıştır. Dar anlamdaki siyasal hesaplar, oy kapma yarışı ve af girişimleri de çözümü zorlaştıran nedenler arasındadır. 1970’li yıllardan itibaren, gecekondu sahipleri, inşaat yüklenicileriyle anlaşarak, gecekondularının değeri artan arsaları karşılığında birkaç apartman dairesi elde edebilmek için, piyasa kuralları içinde kentsel dönüşüm projeleri uygulanmasına öncülük ettiler. Bu gerçekte kentsel dönüşüm değil, gecekondunun çok katlı apartmana dönüştürülmesiydi. Ve doğal olarak, bu eylemler bir kent planının, ya da bir kentsel projenin değil, yalnızca bir yapı projesinin konusuydular. Bir süreden beri sık sık duymakta olduğumuz ve 2004 yılından bu yana birkaç yasal düzenlemeye konu olan kentsel dönüşüm uygulamaları ise, “yapı projeciliği”nden “kentsel dönüşüm projeciliği”ne bir yükselişi anlatmaktadır. Ama hiçbir zaman, kent imar planlarının bütünlüğü içinde yerini alan gerçek anlamda kentsel dönüşüm uygulaması, bir başka deyişle “imar planına dayanan kentsel dönüşüm” değildirler.

Gerek 2004 tarihli Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Yasası (5104), gerek 2005 yılında yürürlüğe sokulan, Yıpranan Tarihsel ve Kültürel Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılmasına ilişkin 5366 sayılı yasa, gerekse halen TBMM’de bulunan Kentsel Dönüşüm Alanları Yasa Tasarısı birlikte incelediğinde şu ortak özellikler dikkati çekmektedir:

1. Sözü edilen kentsel dönüşüm, gerçekte gecekondu affının bir başka adıdır. Kamunun mülkiyetinde bulunan topraklar böylece elden çıkmakta, özelleştirilmiş olmaktadır. Devletin mülkiyetindeki ya da hüküm ve tasarrufu altındaki toprakları elden çıkarmak, tüm doğal kaynakların gelecek kuşaklar düşünülerek kullanılması zorunluluğunu anlatan sürdürülebilir gelişme ilkesinin çiğnenmesi demektir.

2. Kentsel dönüşüm, kaçak yapılaşma alanlarında oluşan kentsel toprak rantının devletin ve belediyelerin öncülüğünde paylaştırılması girişimidir. Kamunun toprağını, imar ve yapı yasalarını hiçe sayarak işgal edenlerin, zamanla ve kamunun harcamaları sonucunda artan toprak değerine ortak edilmesi adalet düşünceleriyle bağdaştırılamaz.

3. Kentsel dönüşümün kent planı çerçevesinde değil de, projeler çerçevesinde, bütüncül değil parçacıl bir yaklaşımla ele alınması, imar ve planlama sisteminde ikili bir yapı oluşturmaktadır.

4. Dönüşüm projeleri çerçevesinde şirketlerin de devreye sokulması, rant paylaşımında ortak sayısını artırmakta ve toplum yararı ilkesinden uzaklaşma riski yaratmaktadır.

5. Dönüşüm konusunda Toplu Konut Yönetimi’nin çok geniş yetkilerle ve kaynaklarla donatılarak devreye sokulması ve belediyelerin yerini alması, hükümetin merkeziyetçilikten uzaklaşma politikası ile bağdaştırılması kolay olmayan bir yaklaşım gibi görünmektedir.

6. Gecekondu bölgelerinin yerini gereksiz derecede yüksek apartman bloklarıyla doldurmak daha kaliteli bir çevre yaratılmasını sağlamaz. Tersine, depremden zarar görme riskini artırır.

7. Son olarak, gecekondu alanlarının ve yapıların salt fiziksel görünümlerini değiştirmek, toplumsal  ve ekonomik yapıda özde bir değişiklik yaratmaz. Yoksulluk varlığını sürdürür. Biçim değişse de öz aynı kalır.

Facebook Yorumları
İnceleyin:  Kadıköy'de tonlarca kanserojen asbest bertaraf edildi