Yazdıklarıyla ülkemizdeki mimarinin ve sanat tarihinin yüzlerce yıllık geçmişine bakmamızı sağlayan büyük kapılar aralıyor. Bir şeye, her şeyin etkisiyle bakmamanın ne kadar değerli ve hatta hayati olduğunu anlıyor insan onu dinlerken. 100. sayımızın yüzde yüz en keyifli söyleşilerinden biri için Prof. Dr. Doğan Kuban’ı ziyaret ettik ve yüz yıl dinlesek doyamayacağımız bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Neden mimarlığı seçtiniz?

Birisi sen mimar ol dedi, oldum. Üniversiteyi kazandım. Bir akrabamız “Ne olacaksın” dedi bana. “Gemi inşaatı alanında yüksek mühendis olacağım” dedim. “Türkiye’de gemi inşaat yok ki” dedi. O zaman mimarlık bölümü yoktu. İnşaat fakültesinin içindeydi mimarlık. İlk üç sene beraber okunurdu. Mezun olduğum zaman iki yüz falan öğrencisi vardı. Mezun olduğum 1949’da Türkiye’de mimar sayısı beş yüzdü, şu an altmış bin…

Mimarinin nitelik olarak duraklamasının nedeni kapitalizm mi?

Hayır, öyle bir şey yok. Sanatın büyüklükle alakası yok, o büyüklüğün arkasında başka felsefi, ideolojik ya da dini nedenler olabilir. Dünyada en önemli eser diye bir şey yok. Her dönemin kedine göre değişik yapıtları var.

Türkiye sınırları içindeki en önemli mimari eserleri sıralayalım dersek?

Süleymaniye de Ayasofya da güzel yapılardır. Selimiye dünya çapında bir yapıdır. Dünyanın en güzel mimari eserlerinden biri Divriği Ulu Cami kapısıdır. Ben onun üzerine iki kitap yazdım. Ne İran’da böyle bir mimari var ne Türkiye’de, dünyada eşi yok.

İçinizde uhde kalan başka bir meslek var mı?

Var. Her meslek; felsefe, matematik, her şeyi severim ama en çok sanat tarihiyle uğraştım. Türkiye’nin bütün mimarlık tarihini yazdım; Selçuklular Devri, Osmanlı Devri, Avrupa ile mukayeseler…

Bu kadar çok kitap yazmanızın nedeni ne?

Sayıyla alakası yok. Mecburiydi o zamanlar, üç kitap yazmadan profesör olunmuyordu. Benim hocam İtalyan’dı. Onun yanına asistan olarak girdim. O bana dedi ki “sen tez olarak Türkiye’deki 18. yüzyıl barok ve rokoko mimarisi üzerine çalış”. İlk kitabımı zaman yazdım. Sonra beni İtalya’ya gönderdi. Roma’da Rönesans’ın mukayesesini yaptım ve doçentlik tezimi hazırladım, Rönesans’la Bir Mukayese. Ardından Amerika’ya gittim ve profesörlük kitabını yazdım; Anadolu-Türk Mimarisinin Kaynak ve Sorunları.

Akademisyen olarak hangi ülkelerde bulundunuz?

En çok Amerika’da; Michigan Üniversitesi’nde, Minnesota Üniversitesi’nde, MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü)’de. Dört sene de Dumbarton’da Oaks’ta çalıştım. Amerika’da dört beş sene kaldım. MIT’de kürsü başkanıydım. ‘İslam Mimarisi Kürsüsü’nün ilk profesörü bendim. Ağa Han kurdu o kürsüyü. Ağa Han dünyanın en zengin adamlarından biriydi. İslam Dünyası’na hizmet etmek için yapıyordu, modern İslam mimarisi için… Harvard ve MIT’de kürsü kurdu. 1979’dan sonra dört beş sene kadar onun yönetim kurulundaydım, kürsüsünde başkandım.

Modern mimarideki gökdelenler için ne düşünüyorsunuz?

En basitinden on tane apartman aparsın üç katlı, bu başka bir şeydir ama bir tane dokuz katlı bina yaparsın ve her şey değişir. Oraya gelen enerjilerinin, oraya gelen trafiğin çok farklı olması lazım. Oranın kentle olan ilişkisinin farklı olması lazım. Böyle bir yapıyı küçük bir bina yapıyormuş gibi yapamazsın. O yüksek yapılar işlevsel, sayısal, ekonomik ilişkilerinin belirli bir dengeyi gözeterek kurulmalı. Bence İstanbul trafiği iki yıl daha yaşamaz. Durur, durur dediğim yani bir saatlik bir yere beş saatte gidersin tabii ama durmak yok, bu dünyada yaşayacaksın ölene kadar.

Bir yüzyıl daha yaşar mı sizce dünya?

Dünya yaşar ama tabii iklimsel sorunları var, o sorunların sonuçlarını henüz bilmiyoruz. Bir gün elektrik kesilince alt üst oluyoruz. Ya altı gün sürse bu kesinti? Öyle bir durumda yirmi milyonluk şehir ne yapar? Neler yaşanır?

Neler yapmak istiyorsunuz, hangi alanlarda yazmayı planlıyorsunuz?

Planlıyorum diye birşey yok. Ben bir gecede beş on konu birden yazarım. Gece uyanıp yazıyorum. Benimki normal değil. Her saat farklı alanlarda yazarım. İnsan ile müzik arasındaki ilişki üzerine yazı yazıyorum şimdi. Türkiye’de olmayan bir şey… Hep okurum.

Mesela bir adam var, Al-Khalili. Teorik fizik profesörü. Annesi İngiliz babası Iraklı. Irak’ta büyümüş. ‘Yol Açanlar’ diye bir kitabı var, onu okuyorum.

Evinizde on beş bin kitap var

Evet… Bazen yüz kitap oluyor burda, hepsini karıştırırım uykum kaçınca. Bazen psikoloji, bazen felsefe, bazen tarih… O zaman aklıma ne gelirse yazarım. O yüzden benim yazdığım kitapların sayısı çoktur. Elli tane dosya var kitaba dönüşmemiş. Hayatım boyunca para için parmağımı bile oynatmadım hiç. Paramız olmadı, malımız mülkümüz de olmadı ama ihtiyacımız da olmadı.

Kendimize bir ev yaptım profesör olduktan sonra. Başka malım yok, arabam yok, kitaplarımdan başka hiçbir şeyim yok. Bir maaşım var, bir de kitap yazarsam üç beş kuruş oradan alırım. Onun dışında bir şey yok. Çok da mesut yaşadım çünkü yapmak istediklerimi yaptım, hala öyle yaparım.

Facebook Yorumları